Tamamlanma Tehdidi Üzerine
Published:
“Gözlerini kaybeden adamın solan ışığı ile sesini yitiren kadının sessizliği yeni bir dünya kurabilir mi?” — Han Kang, Yunanca Dersleri
Han Kang, kelimelerin ve ışığın geri çekildiği o kör boşluğu anlatıyor. Bir yanda konuşma yetisini, yani dünyayla temas etme aracını yitiren bir kadın; diğer yanda görme yetisini, yani dünyayı algılama biçimini kaybeden bir adam var. Ses ve görüntü aradan yavaş yavaş çekildiğinde, insan alışılmış olduğu dünyanın çöküşünü fark eder ve kaçınılmaz olarak kendi içine kapanır. Ancak bu çöküş mutlak bir son değil; duyuların o aldatıcı, gürültülü kabuğundan sıyrılmanın ilk adımı da olabilir. Kang bunu bize gösterirken acımaya veya yalancı bir umuda yer bırakmıyor.
İki karakterin dünyadan yalıtılmışlığı zaman içerisinde adım adım derinleşen bir sürece dönüşür. Sığındıkları ortak zemin ise Antik Yunanca. Ölü bir dil. Artık konuşulmayan, zamanın akışına ve değişime kapalı bir yapı. Yaşayan dillerin kelimeleri anlamlarını kaybeder, giderek kuru bir gürültüye dönüşür. Ölü bir dil ise suskundur; bir nevi dokunulmazlığından alır gücünü. Karakterler, bu ölü dilin sessizliğinde birbirlerini fark eder ve sarsılmaz bir temas noktası inşa ederler.
Kitabın araladığı o yeni sayfa, adamın gözlüklerinin kırılmasıyla açılır. Işığın ve dış dünyayla kurulan o son zayıf bağın koptuğu an. Kadın, o mutlak karanlığın ortasında adamın koluna girer ve onu evine götürür. Adamın küçücük evinin bir odasına, adeta sığınırlar. Birinin görmediği, diğerinin konuşmadığı bu ortamda kurdukları sessiz ortaklık, bir eksikliği giderme çabası veya gösterişli bir onarım değildir. Kadın, karanlıkta kelimeleri sessizce, tek tek adamın avucuna yazar. Birbirlerinin yaralarını sarmazlar; o eksikliğin üzerine aşılmaz bir sessizlik inşa ederler. Bu, o boşlukta geriye kalan o çıplak bağı tüm ağırlığıyla hissetmektir onlar için. Kitap, bu ağırlığı önümüze bırakarak sona erer.
Bugüne kadar tek bir kelimenin edilmediği, yolların kesişmediği ama o sessiz farkındalığımızın kurulduğu mesafemizin de böyle bir kusursuzluğu var. Temasa veya karanlıkta uzanacak bir ele ihtiyaç duymayan bir sıfır noktası. Ortada israf edilmiş tek bir selam yok, birbirine değmiş tek bir anımız yok. Olduğumuz yerde durup bu boşluğu paylaşıyoruz. Ama..
Ya dilin açılırsa? Ya gözlerim görmeye başlarsa?




