Çöl Üzerine
Published:
Gelecekte bir gün her şeyin nihayet başlayacağı o anı beklemek… İnsanı durduğu yerde yavaş yavaş tüketen en nizami infaz mekanizması budur. Dino Buzzati, Tatar Çölü’nde bizi bu bitmek bilmeyen nöbetlerin, insanı canlı canlı eriten kışla uyuşukluğuyla baş başa bırakır. Surlar, kurallar ve rutinler… Hayatın ham anlamsızlığından kaçıp sığındığı en konforlu hapishanemiz. Ufukta belirecek hayali düşman, çekilen tüm çileyi bir amaca bağlayacak, bizi nihayet tamamlayacak. Bu yüzden adımlar ertelenir, anlar harcanır, hayat hep bir sonraki nizamiye kapısının, bir sonraki unvanın ardına saklanır.
İnsanın bu tuzağa böylesine isteyerek düşmesi, bekleyişin sunduğu o mutlak bağışlanma arzusundan gelir. Gelecekteki kurtuluş yanılsaması, bugünün sorumluluğunu ve eylemsizliğin getirdiği suçluluk duygusunu tek seferde siler. Çölün vaat ettiği büyük günün bir gün geleceği inancı, insanı diri tutan bir umut değil; şimdiki zamanı feda etmeyi meşrulaştıran dondurucu bir afyondur. Sınır boyunda tutulan nöbetler ve hazırlıklar, bu yüzden bitmek bilmez. İnsan çölün sıcağında un ufak olurken, durduğu yerin sadece geçici bir bekleme odası olduğuna kendini inandırır. Çünkü yüzleşilmeyen gerçeklik, katlanılan bu durağanlıktan çok daha tehlikelidir.
Fakat çölün asıl vahşeti, fırtınasından değil, ufkundaki mutlak durağanlığından gelir. Kireç beyazı boşluk, gözlerini diktiğin her saniye ömrü sessizce tüketir. Taş duvarların arkasında zaman donmuştur. Sınır çizgisinde feda edilen onlarca yıl, geride kalmış bir hazırlık evresi değil, yitip gitmiş ömrün ta kendisidir. Gözlerini gelecekteki muazzam ana ve çölden gelecek düşmana diken zihin, sıradanlığın içinde çoktan kaybolup gittiğini fark edemez. İllüzyon bittiğinde, geriye kalan tek şey harcanmış bir zamandır.
Pekala, ya o surların ardında beklediğin her şey, aslında seni yok etmek için kurulmuş birer dekordan ibaretse?
Bu sorunun çıplaklığıyla yüzleşildiğinde, beklenecek hiçbir şeyin kalmadığı sıfır noktasına varılır. Gelecek olan hiçbir ordu, her şeyi kökten çözecek hiçbir düşman yoktur; çöl hep sessiz kalacaktır. İnsanın hayatı boyunca kendi elleriyle beslediği en büyük tehdit nihayet açığa çıktığında kışla da işlevini yitirir. Geriye ne kahramanca bir savaş ne de görkemli bir trajedi kalır; sadece kuralları incelikle örülmüş bir eylemsizliğin, bedeni ve zihni adım adım yok eden o sessiz, dönüşsüz ve dondurucu ağırlığı kalmıştır.





